“Kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oynar.”

“Kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oynar.” Kuşun kendini bulduğu yer gökyüzü, balığınki mavinin derinlikleri, bir çocuğun ise oyuncaklarının yanıdır. Çocuğun gelişimine katkı sağlayan oyun ve oyuncaklar, bebek doğduğu anda başlar. Bir bebeğin doğduğu andaki ilk oyuncakları kolları ve bacaklarıdır. İlerleyen dönemlerde oyun odasında kendisine renkli legolar, bebekler, arabalar, trenler yer edinir. Aslında hepsi çocuğun arkadaşıdır, sırdaşıdır.

Oyun oynamak; fiziksel, bilişsel, sosyal duygusal ve psiko-motor gelişim alanlarını geliştirdiği gibi, arkadaşlar arasında oynanan oyun kişiler arası iletişimi güçlendirip çocukların dil becerilerini olumlu yönde etkiler.

Çocuk; oyun yoluyla koşar, zıplar, tırmanır, küplerini sıralar veya legolarını birleştirir. Tüm bunları yaparken ince ve kaba motor becerilerini de desteklemiş olur. Oyunlar düşünme becerisi gerektirdiği için çocukların bilişsel gelişimini de destekler. Çocuk, kazanmak için planlama ve hesaplama yapar. Nasıl oynaması gerektiğini ve rakibinin hamleleri ile nasıl baş edeceğini düşünür. Gizli saklanma yerleri bulmak, taşı tam seksek karelerinin içine atmak için planlama yapmak, topu atarken hızını ve açısını ayarlamak gibi farkında olmadığı bilişsel hesaplamalar yapar. Bu sayede zihin gelişimi aktif olur. Oyun içinde kazanmayı da kaybetmeyi de öğrenirken aynı zamanda çeşitli duyguları deneyimler. Arkadaşlarının duygularını anlamaya ve gözlemeye başlar. Böylece empatinin temelleri oyun yoluyla atılmış olur. Arkadaşlarıyla oyun oynayan çocuk sıra beklemeyi, kurallara uymayı ve birbirlerine saygı göstermeyi öğrenir. Çevresinde neler olduğunu öğrenir, toplumun bir parçası olur ve sosyalleşir. Çocuk oyun içinde hem kendi bireysel özelliklerini hem de bulunduğu toplumun kültürel özelliklerini yansıtır. Sonuç olarak oyunlar, çocukların dünyasına her yönüyle katkı sağlayıp gelişimleri açısından büyük önem taşımaktadır.

Oyun ve Oyuncak Seçimi Arasındaki İlişki

– Çocuğun gelişimine, yaş düzeyine ve cinsiyetine uygun olmalıdır.
– Çocuğun fiziksel, zihinsel beceri ve yeteneklerini geliştirebilmelidir.
– Çocuğun dış çevreyi keşfetmesine yardımcı olmalıdır.
– Şiddet unsuru içermemelidir.
– Çocuğu geleceğe iyi bir şekilde hazırlaması için farklı türde oyuncaklar seçilmelidir.
– Yaratıcı faaliyetleri teşvik edici nitelikte olmalıdır.
– Hayal gücünü uyandırabilmeli ve çocuğu eğlendirebilmelidir.
– Çocuğun, yetişkinin yaptığı işlerde beceri kazanmasına yardımcı olmalıdır.

Sembolik oyunda oyuncak ve hayal gücü arasında sıkı bir bağlantı vardır çünkü hayal gücü çocuğun elindeki oyuncağı istediği başka herhangi bir şeye dönüştürebilir. Bu nedenle oyunda çocuğun hayal gücünü ve yaratıcılığını kullanabileceği, oyun sırasında farklı rollere bürünmesini sağlayan, kısacası duygularını yansıtmasına yardımcı olacak yapılandırılmamış oyuncaklar seçilir. Oyun hamurları, boya kalemleri, kâğıt, makas, kap, su, kum, legolar, maskeler, şapkalar, sihirli değnek, ayna, oyuncak telefon gibi oyuncaklar çocukların yaratıcılığını destekleyen, duygusal ifadeyi sağlayan oyuncaklardır.
Örneğin boyama, kum, su, kil, hamur gibi malzemeler tuvalet eğitimi döneminin takıntılarının boşaltımına yardımcı olan araçlardır. Küçük bir oyun evi ve mobilyaları, hayvan ailesi, bebek ailesi, oyuncak bebekler, evcilik malzemeleri, çeşitli kıyafetler çocuğun aile ve okul gibi yakın çevresindeki yaşantılarını ve bunlara dair duygularını ifade etmesine olanak tanıyan bakım ve şefkat temalı oyuncaklardır. Bu tarz oyuncaklarla oynanan oyunlarda çocuğun gözünden anne, baba, öğretmen, arkadaş rolleri gözlemlenebilir.

Tren, ambulans, itfaiye, uçak, helikopter, polis arabası gibi çeşitli taşıtlar, doktor kiti, çeşitli mesleklere ait insan figürü ve kuklalar, tamir kiti, manav eşyaları gibi oyuncaklar çocukların çeşitli sosyal rolleri deneyimlemelerine ve kaygıları, korkuları, bağlanma sorunları ile ilgili oyunlar oynayarak sorunlarının telafisine ortam hazırlar.

Oyun, Çocuğun Duygularına Nasıl Etki Eder?

Oyun deyince akla gelen en önemli sorulardan biri çocukların öfke ve kızgınlık duygularını ifade eden, saldırganlık içeren oyun ve oyuncaklara müsaade edilip edilmemesidir. Öfke ve kızgınlık; mutluluk, heyecan, üzüntü gibi her insanın yaşadığı, doğuştan gelen saldırganlık dürtüsünün yansıması olan, doğal ve kulak verilmesi gereken duygulardır. Bu duyguların inkâr edilerek tamamen bastırılması sağlıklı bir durum değildir ve hem çocuk hem de yetişkinde çeşitli ruhsal sıkıntılara neden olur. Önemli olan bu duyguları güvenli bir ortamda tanımak, bedensel yerine sözel olarak ifade edebilmeyi öğrenmek ve oyun yoluyla öfke duygusunun yarattığı gerilimi boşaltabilmektir. Bu şekilde öfke ve kızgınlık duyguları çocuk için kontrol altına alınabilir ve baş edilebilir duruma gelir. Yani evcilik, tamircilik gibi oyunlara nasıl izin veriyorsak boğuşma ve savaşma gibi oyunlara da “kimsenin diğerini incitmemesi” çerçevesinde izin verilebilir. Bu alan, çocuğun kızgınlık duyduğu durumlarda uygun ve kabul edilebilir davranışı öğrenebilmesi ve denemesi için fırsattır. Çocuk; mutluluk, heyecan, üzüntü gibi duygularıyla olduğu kadar kızgınlık ve öfke duygularıyla da yetişkin tarafından kabul edildiğini gördüğünde benlik algısı ve güven duygusu olumlu yönde pekişir. Dikkat etmek gerekir ki burada kabul edilen çocuğun olumsuz, saldırgan davranışları değil, duygularıdır. Çocukların bu duygularını kabul edilebilir yollarla ifade edebilmesi için kum torbası, hacı yatmaz, sünger sopa, mıknatıslı dart panosu, vahşi hayvanlar ya da kuklalar, askerler, şövalyeler, kılıç- kalkanlar, korsanlar, su tabancası gibi oyuncaklar kullanılabilir.


Elbette tüm çocuklar bu oyuncakların hepsiyle oynamayı tercih etmeyebilir. Bir oyuncak çocuğun gelişim düzeyine, yaşına, beceri ve ilgilerine hitap ediyorsa caziptir ve tercih edilir. Oyuncağın çocuğun yaşına göre kendini beceriksiz ve yetersiz hissettirecek düzeyde karmaşık, anlaması ve kullanması zor olmaması gerekir.

Oyunda Sınırlar Ve Kurallar

Çocukların hayatlarının her alanında olduğu gibi oyunda da belirli sınırlar, kurallar vardır ve bunlar çocuğa ne yapması ya da yapmaması gerektiği konusunda rehberlik eder. Oyunda çocuğun kendisine ya da başkasına zarar vermeye başlaması gibi gerekli durumlarda sınır koyulmalı ve kurallar belirlenmelidir. Bir sınıra ihtiyaç duyulduğunda çocuğa duygularının ve isteğinin anlaşıldığı gösterilmeli, ancak çocuğa hangi davranışından dolayı uyarıldığı, neden bir kurala ihtiyaç duyulduğu ve kendisinden nasıl davranışların beklendiği mutlaka anlatılmalıdır. Bunu sakin bir ses tonu kullanarak çok açık, kısa ve net bir cümle ile anlatmak gerekir. Çocuk oyuncaklarına zarar vermeye başladığında “çok kızgın olmalısın” gibi ifadelerle duygularını yansıtmak, “Ancak oyuncaklarına zarar verirsen onlarla bir daha oynayamayız, bu nedenle oyuncaklara zarar vermiyoruz.” gibi bir açıklama ile sınır koymak, mümkünse alternatif bir çözüm yolu sunmak çocuğun olumsuz olan davranışını kontrol etmesine yardımcı olacaktır. Davranışlarını kontrol etmekte zorlandığı ve zarar vermeye devam ettiği durumlarda çocuk, “Bu, oyunda yapmaman gereken bir davranıştı. Bir kere daha yaparsan bugünkü oyunumuzu sonlandırmamız gerekecek.” şeklinde uyarılabilir.

Bu anlamda oyun, anne baba için de etkin şekilde kurallar koyup uygulayabilmeleri için iyi bir deneme alanıdır. Olumlu bir paylaşım içinde olduğunda çocuklar, verilen mesajları ve kuralları almaya daha açıktırlar.

Çocuk Oyunlarında Yaratıcılığı Geliştirmek

Çocuk oyunlarında seçilecek oyuncaklar; onun duyularına hitap etmenin yanı sıra, yaş ve gelişim düzeyine uygun olmalı, yapılandırılmış oyuncaklar yerine kendi kendine yapıp bozarak takarak üst üste koyarak oynayabileceği ve yeni ürünler yaratabileceği nitelikte olmalıdır. Ona hazır örnekler sunmak yerine, gerektiği yerde yol göstermek şeklinde küçük yardımlarda bulunulmalı, etkinliği desteklenmeli, olumlu model olunmalıdır. Ebeveynler dışarıdan aldığı oyuncakları ve materyalleri çocuğa sunmanın yanı sıra evdeki ve çevresindeki malzemeleri kullanarak da yeni ürünler yaratmaya çocuğunu teşvik etmelidir. Bunun için, evde artık olarak nitelendirilecek plastik kutular, renkli dergi sayfaları, kapaklar, artık kumaş, eski giysiler vb. oyun malzemeleri olarak çocuğa sunulmalıdır. Ayrıca aileler çocukları için yakın ve uzak çevresini tanımasına fırsat verici geziler düzenlemeli; çocuğa neye bakması, neyi görmesi, neyi duyması gerektiği konularında ona yol gösterici olmalı ve böylece çocukta yaratıcılık için çok önemli olan gözlem yapma yeteneği geliştirilmelidir. Çünkü yaratıcılık, herkesin gördüğünü görmek; ancak daha önce hiç kimsenin yapmadığını yapmaktır.

Son olarak oyun; hem çocuklar hem de anne-babalar için bir deneme alanı ve ebeveyn olarak hayatın provasıdır. Siz de oyun adı verilen dünyada hem kendi içinizdeki çocuğa hem de çocuğunuza kulak verin.

KAYNAKÇA
Yaşamın Sihirli Yılları: Okul Öncesi Dönem – Prof. Dr. Ayla Oktay
Çocuğunuz Sizden Ne Bekliyor – Prof. Dr. Yankı Yazgan, Dr. Şule Yazgan
Prof Dr. Esra Ömeroğlu ve Uzm. Ayşe Turla. Milli Eğitim Dergisi. Sayı 151, 2001.
Doç. Dr.Alev Önder. Yaşayarak Öğrenme İçin Eğitici Drama. Epsilon Yayınları, İstanbul, 2002.
İnci San. “Yaratıcı İki Düşünme Biçimi ve Çocuğun Yaratıcılık Eğitimi”, Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, Cilt 12, Sayı 1-4, 1979, s.117-190.
Okul Öncesi Eğitiminde Oyun Neriman Aral, Figen Gürsoy, Aysel Köksal-2000
Çoluk Çocuk Dergisi. Sayı 36, Mart 2004. İlkim Öz. Çocuk ve Kişilik, Kök Yayınları, 1997